Bugün Türkiye’de veya dünyada 16 yaşına gelmiş herhangi bir insanın neler yapabileceğini düşünelim. Bilgisayar oyunu oynamak, ders çalışmak, gezmek, dolaşmak, okumak, yemek, sınavlara hazırlanmak, müzik yapmak, grup kurmak, yeteneğiyle alakalı mülakatlar ahazırlanmak… Liste uzar gider.

Peki bunların arasında dünyayı değiştirmek var mıdır? Bu uğurda dünya liderleriyle görüşmek? Din ve devlet adamlarına sesini duyurmak? Yaptığı eylemlerle binlerce insanı sokağa dökmek? Yaptığı eylemlerle Time dergisinin kapağına çıkmak? Peki ya Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilmek?

Biz öyle birini tanıyoruz. İsmi Greta Thunberg. Ama onu biraz daha iyi tanımak için biraz geçmişe gitmekte fayda var.

Süper güç gibi hastalık
Greta Thunberg, 3 Ocak 2003 tarihinde, aktör bir baba ve opera sanatçısı bir annenin çocuğu olarak İsveç’te doğdu. 8 yaşına kadar mutlu ve neşeli bir çocukluk dönemi geçirdi. Ancak o yaşlarda izlemeye başladığı belgeseller ve küçük dünyasının dışında yaşananlardan haberdar olmaya başlaması sonucu hayatı yavaş yavaş değişmeye başladı.

İzlediği belgesellerde özellikle küresel ısınma konusu ilgisini çekti. Buzulların eridiğini, ormanların yok olduğunu ve birçok hayvan neslinin tehlikeye girdiğini, kısaca doğanın ve dünyanın gittikçe kirlendiğini fark etti. Bunun insan eliyle gerçekleşmesine rağmen neredeyse kimsenin kılını kıpırdatmaması moralini alt üst etti. Ve henüz 11 yaşındayken depresyona girdi ve Asperger sendromuna yakalandığını öğrendi.

Ancak Greta bu hastalığı bir bozukluk ya da bir engel değil, “dünyayı daha farklı görmesini, ve hatta dünyayı değiştirmesini sağlayacak bir süper güç” olarak gördü. Süper gücünü keşfettiği ilk andan itibaren savaşmaya başladı Greta. Çevre için başlattığı mücadelesinde, işe önce en yakın çevresinden, ailesinden başladı.

Ailesini vegan beslenmeye, uçakla seyahat etmemeye ve elektrikli otomobil kullanmaya ikna etti. Greta’nın karbon izini azaltmak için giriştiği bu çaba, okul arkadaşlarının da dikkatini çekti. Kısa bir süre sonra kendisine genç aktivistlerden oluşan küçük bir kitle edindi. Zaman zaman okulu asarak eylemlere katıldı. Türkçe “Çevre için Okul Grevi” anlamına gelen meşhur pankartıyla İsveç Parlamento Binası’nda eylem yaptığında ise arkasındaki kalabalık biraz daha çoğalmıştı.

Paris Anlaşmazlığı

Greta’nın 2018 Ağustosunda gerçekleştirdiği meşhur protestonun sebebi, İsveç’in o sene, son 262 yılın en sıcak yazını geçirmesiydi. Talepleriyse, İsveç hükümetinin karbon emisyonlarını Paris Anlaşmasına uygun olarak azaltmasıydı.
Sosyal medyanın da etkisiyle Greta’nın sesi dünya genelinde yankılanmaya başladı. Avrupanın farklı şehirlerindeki binlerce öğrenci, Greta’yı destekleyerek kendi eylemlerini düzenledi. Genç aktivistlerden etkilenen 224 akademisyen, 2019 Şubatında Greta’yı ve çevre için sesini çıkaran binlerce çocuğu desteklediklerini duyuran bir mektup kaleme aldı. Destek çoğaldıkça, mesaj daha gür duyuluyordu.

Greta’nın mesajı çok açıktı: Hükümetlerin 2015 yılında imzalanan Paris Anlaşmasına uyulması ve gerekliliklerini yerine getirmesi.

Greta’nın ısrarla üzerinde durduğu Paris İklim Anlaşması, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sözleşmesi çerçevesinde, sera gazları salınımını azaltmaya yönelik bir dizi önlemler içeriyor. 2016’da yürürlüğe giren anlaşma, 195 üye ülke tarafından imzalandı. Bu bakımdan, dünya tarihinde iklim değişikliğiyle ilgili kabul görmüş en geniş çaplı anlaşma olma özelliğine sahip.

Anlaşmada iklim değişikliğiyle mücadele için çarpıcı maddeler var:

Uzun dönemde, küresel sıcaklık artışını, sanayileşme öncesi döneme göre 2 derecenin altına çekmek, Sera gazı salınımını, küresel seviyede azalma eğilimine geçirmek, Bilimin elverdiği her türlü olanağı kullanarak sera gazı salınımını azaltacak her türlü önlemi en kısa sürede devreye almak.

Greta’nın dikkat çektiği bu konu, beklentinin aksine sadece yaşıtları ve çevreciler tarafından değil, konunun sorumluları olan politikacılardan bile karşılık gördü. İngiltere Çevre Sekreteri Michael Gove, “Sizi dinlerken büyük hayranlık, aynı zamanda sorumluluk ve suçluluk duydum.” diyerek genç aktiviste desteklerini iletti. 2008’de İklim Değişikliği Yasası’nın yürürlüğe girmesini sağlayan siyasetçi Ed Miliband, “Bizi uyandırdığın için teşekkür ederiz. Hepimize büyük bir ders verdin.” dedi.

Greta Şubat 2019’da, Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker’la aynı sahneyi paylaştı. Juncker o sahnede, 2021’den 2027’ye kadarki mali dönemde, AB bütçesinde harcanan her dört euro’nun birinin iklim değişikliğiyle mücadeleye ayrılacağını ilan etti.

Hala umut var

Öte yandan Greta’nın medyatik bir sembole dönüşmesi, eleştirileri ve nefret söylemlerini de beraberinde getirdi. Sosyal medyada iklim mücadelesi karşıtları, hakarete varan sözlerle Greta’yı hedef alıyordu. Greta tüm bu sözleri yalan yanlış bilgilerden kaynaklı boş laflar olarak nitelendirdi. Sosyal medya trolleri özellikle Greta’nın dış görünüşünden, konuşma şeklinden ve ailesinden vuruyorlardı. Greta bu insanların başka bir argümanla gelememeleriniyse “iyiye işaret” olarak yorumluyor.
O, ne sosyal medya trollerine ne komplo teorisyenlerine ne de çevre karşıtlarına kulak asacağa benziyor. Mücadelesine tam gaz devam ediyor cesur aktivist. Odağında tek bir şey var: Geleceği kurtarmak. Ve buna hemen bugün başlamak.