Kimisi ona yeni medya sanatçısı diyor, kimisi yaratıcı yönetmen, kimisi teknoloji mimarı… İsminden çok sahip olduğu fikirler ve fikirlerini yansıttığı eserlerle saygıyı hak eden bir isim Refik Anadol.

Genç yaşında dünyanın önde gelen isimleriyle yaptığı iş birlikleri ve bu iş birlikleri neticesinden yine dünyanın önde gelen meydanlarında sergilediği eserleriyle adından sıkça söz ettiriyor. Arşiv Rüyası, Eriyen Hatıralar, Walt Disney projesi ve daha nice öncü projeyle sanatı ve teknolojiyi yeniden tanımlıyor.

Anadol’un başarısı, belki de dünyanın en somut iki kavramı olan sanat ve teknolojiyi inanılmaz bir şekilde somutlaştırabilmesinden kaynaklanıyor.

Bir film izledim, hayatım değişti

Bu cümleyi sıklıkla duymuş, hatta bizzat kurmuşuzdur. Refik Anadol, bu cümlenin hakkını sonuna kadar verenlerden. 1985 yılında İstanbul’da doğan Anadol, 8 yaşındayken izlediği ve “hayatımın dönüm noktası” dediği Blade Runner filminden sonra teknolojiye, bilime ve görsel sanatlara ilgi duymaya başladı.
İstanbul Bilgi Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı bölümünde yüksek lisans eğitiminden sonra Los Angeles’taki University of California’da (UCLA) medya sanatları üzerine ikinci yüksek lisansını tamamladı. Hayatını Los Angeles’ta sürdüren Anadol, bir yandan UCLA’de ders vermeye devam ederken, diğer yandan hayranlık uyandıran çalışmalara imza atıyor.

WDCH Dreams, Los Angeles (2018)

2014 yılında gerçekleştirdiği, Walt Disney Konser Salonu’nda müzik ve mimariyi eş zamanlı ilişkilendirildiği projesi onlardan sadece biri. Söz konusu proje, binanın içinde filarmoni orkestrasının canlı çaldığı müzikle eş zamanlı ve bir algoritmaya bağlı oluşan sinematik bir deneyimden oluşuyor.

Bu çalışma o kadar çok ilgi gördü ki Microsoft araştırma ödülünü alan ilk sanat projesi oldu ve Bill Gates’in dikkatini çekti. 2015 yılında kendi stüdyosunu kuran Anadol, verinin görselleştirilmesi ve mekansallaştırılması üzerine yaptığı çalışmalarla Facebook, Twitter ve Google’ın yapay zeka ekipleriyle ortak çalışmalar yürütmeye başladı.

Infinite Space, Washington (2019)

Teknoloji mi sanattan, sanat mı teknolojiden çıkar?

Teknolojiyle iç içe olmamız bazen bizi biz yapan değerleri unutmamıza sebep olabiliyor. “Sosyal medya insanları şöyle olumsuz etkiliyor” ya da “Yapay zeka şu işleri elimizden alacak” gibi argümanlarla yeni nesil teknolojiler sıklıkla eleştiriliyor, hatta bazen düşman olarak görülüyor. Onları üreten de faydalanan da biz insanlar değilmişçesine…
Refik Anadol ise teknolojiyi “iyiye” kullananlardan. Hatta onu sanata dönüştüren nadir insanlardan. Veri bilimi, 3D teknolojisi, mimari, ışık, hayal gücü gibi kavramları ustalıkla harmanlayan Anadol, sanat-teknoloji ilişkisini yeniden biçimlendiriyor.

Infinity Room, İstanbul (2015)

Görsel ve işitsel performans, mekansal enstalasyon ve parametrik heykel üretimi yapan sanatçı, dijital ve fiziksel nesneler arasında melez bir ilişki kuruyor. Refik Anadol, 3D imkanlarının sınırlarını zorlayarak yapay zeka, veri bilimi ve makine öğrenmesi teknolojilerinin yardımıyla ortaya dijital bir varlık çıkarıyor. Sanatçı bir nevi görünmeyeni görünür kılıyor.

“İnsan ve makine arasındaki diyaloğun derinleşebilme ihtimalı ya da bir makinenin insana daha önce sormadığı soruları sordurma potansiyeli çok kuvvetli bir anlam içeriyor ve bu ihtimali kuvvetlendiren bi deneyime dönüşüyor ve bu da görünmeyeni görünür kılmaya çabalıyor.“

Latent Being, Berlin (2020)

Fiziksel olmayan bir dünyada varlık algısı yaratmayı başaran Refik Anadol, sanatın ilham verebilme gücünü sonuna kadar kullanmaya devam ediyor.