İnsanoğlu tarih boyunca yaratıcılığın peşinden koştu. Antik Yunan’da yaşayan ressamlar da günümüzde web sitesi tasarlayan tasarımcılar da aynı dürtünün peşinden gitti. Peki, çağlar ve nesiller değişse de içimizde sabit kalan bu dürtünün kaynağı ne? Neden yaratmak istiyoruz ve bu bizi nasıl etkiliyor? Hadi şimdi biraz yaratıcılığın üzerimizdeki etkilerini birlikte inceleyelim.

İnsanoğlu birçok yönden benzersizdir. Yaşam süresi boyunca muazzam miktarda bilgi ediniyor, bu bilgileri heybemizde tutuyor, birçok beceri ve yeni etkinlik ile harmanlıyor ve konuşmayı kullanarak yorumlar geliştiriyoruz. Fakat türümüzün en özgün özelliklerinden biri şüphesiz ki yaratıcılık ve yeniliği arama özelliğidir. Bu özellik hikaye anlatımında, sanatta, süslemelerin yapımında, mizahta, problem çözmede, teknolojik yeniliklerde ve daha birçok noktada kendisini gösteriyor.

Yokluktan var etmek

Issız bir adaya düştüğümüzü varsayalım. Etrafımızda herhangi bir araç gereç yok ve doğa ile baş başayız. Bu adada hayatta kalmak için bir şeyler yapmamız gerekir. Öncelikle etrafımızdaki besin kaynaklarını keşfetmeliyiz. Hayatta kalmak için birinci kural bu. Ardından doğa olaylarından ve olası tehlikelerden korunmak adına korunaklı bir yaşam alanı yaratmamız gerekir. Temel ihtiyaçları karşıladıktan sonra ise yeni bir süreç başlar. Çünkü bir yerden sonra besinleri benzer şekilde tüketmek yeterli olmayacak ve yaşam alanımızda değişiklikler yapmak isteyeceğiz. İşte tam da bu noktada içimizdeki yaratıcılık dürtüsü gün yüzüne çıkacak: Hepimizin içerisinde var olan o karşı konulmaz dürtü.

Limit gökyüzü

İnsanoğlu elindekiyle yetinmez. Kimi zaman bu özellik kötüye yorulur fakat unutulan bir şey var: Bugün etrafımızda bizi etkileyen ne varsa insanın elindekilerle yetinmemesi sayesinde ortaya çıktı. Mektupla yetinmediğimiz için telefonu, kablolara sığamadığımız için cep telefonunu, bilgileri daha verimli işleyebilmek için bilgisayarları icat ettik. Belki “tüm bunlar ihtiyaçtan doğdu!” denilebilir. Fakat faydayı maksimize ederken de yaratıcılığımızı kullandığımızı unutmayalım. İhtiyaçları karşılarken belki basit bir eksikten yola çıkıyoruz fakat ortaya çıkan eserler, içinde yaratıcılığın izlerini taşıyan karmaşık yapılar oluyor. Çünkü beklentilerin dışına çıkmak ve üzerine koyarak ilerlemek hepimiz için önemli bir tatmin kaynağı.

Yaratıcılık; ilham, çaba ve sıkı çalışma ile vizyonu gerçeğe dönüştürme yeteneği olarak tanımlanabilir. Buradaki kilit kelimeler ise çaba ve sıkı çalışma. Çünkü yaratıcılık sihirbazlık değildir. Çoğu zaman “yaratıcı” olmanın tek başına yeterli olduğu düşünülür ve sıkı çalışma göz ardı edilir. Fakat işlenmemiş fikirler buharlaşır gider, fikirleri değerli kılan ise üzerine harcanan mesaidir.

Sonuç olarak yaratıcı olmak için belli unvanlara ihtiyacımız yok. Yaşadığımız alanda ve etki ettiğimiz kitlede bir şeyleri değiştirme, olaylara farklı bir bakış açısıyla yaklaşma yeteneğimiz var. Olay sadece bu dürtü tetiklendiğinde peşinden gitmekte. Yaratıcı bir yıl geçirmeniz dileğiyle…